Sunday, November 19, 2006

rengini seçmek

dün çok zor bi gün oldu bnm için.bazen insan bildiklerini ve yaşadıklarını unutmuş gibi yapar ama onlar olur olmadık zamanda kendilerini hatırlatırlar.konu nerden oraya  geldi ve ben dün anlattıklarımı efe ye nasıl anlattım hiç bi fikrim yok.belkide beni ilk ve son  defa öyle gördü yada ilk defa ece yi gördü, bilmiyorum.ama asla pişman diilim sadece şaşkınım anlatabildiğim için. dün çok sarsıldım.ama şimdi şunu farkediyorum beni sarsan anlattıklarım diil anlatış şeklim.insan bazen düşüncelerini sesli halde duymaya katlanamıyo.onları unutmak için çeşitli yollar buluyo.bu bazen suratına taktığın bi mutluluk maskesi,bazen kendine aldığın bi zırh,bazen bi arkadaş ,bazen seni kimsenin tanımadığı bi şehir bazende bi renk oluyo.ben kendim için bi renk seçmiştim.ama ben kendi rengimin içinde kayboldum 2 sene önce...sanki 2 senedir sadece izliyorum hayatımı yaşamıyorum.zaten izlediklerimde çok önemli gelmiyo gözüme.sadece şunu hissediyorum sanki 30. kattan aşağı itildim ve yere çakılmadan önce hayatım gözümün önünden geçiyo.ama aslında yaşanmamış hala yaşanmakta olan hayatım...bana dün insan rengini değiştirebilir demiştin efe ama sorun şu ki insan rengini bilmeden değiştiremez...benim rengimi hatırlayan varmı??sanmıyorum...insanın kendisinin hatırlamadığı bişiyi kim hatırlayabilirki?hiç kimse efe, hiç kimse....

1 Comments:

Blogger Baccal said...

belki de buydu hayatının overlude ü, intro su, fragmanı...
nerden biliyorsun ki?
kısacası şöyle söyleyeyim: bilmiyoruz. başımıza ne geleceğinden bihaber, emaneten, bazen acıklı, bazense güzel şeylerle yaşıyoruz. bilmek güzel olur mu bilmiyorum. bildiğin bir filme bir daha bilet parası vermek gibi birşey olacaktır yapacağın zaten o durumda...
bu bizim yolculuğumuz, her nasıl başlamış olsak da. kendimi anlatayım istersen: kafamda kağıttan bir külah, tahtadan yaptığım kılıcım, annemin bana giydirdiği tshirt ve şort. tertemizim, hatta daha yeni elma yemişim. komik geliyor değil mi? ya da çok şirin...
ama hayat bazen kılıcının yetmeyeceği kadar sert, giysilerinin yetmeyeceği kadar soğuk, temiz duramayacağın kadar kirli olabiliyor. ki, benim daha yolun başında kılıcım kırıldı. dayanamadı. ama kılıcımı kıran şey beni kıramadı. o tertemiz elbisem yırtık pırtık kir içinde kaldı, dizlerim kanadı, yüzüm çizildi... külahım mı, daha yolun başında ıslandı... ama güzel olan birşey varsa, çamurun da içinden kalktım, yağmurdan da korundum, kanamalarımı da durdurdum. ve bir amaç edindim kendime... bütün bu kötülüğü yok etmek adına aldığım bir söz. komik belki, belki de ütopik. ama denemeden kim bilir?

istediğim yoldayım, daha hala bir bölümüne ulaşamamış olsam da. benim de arkamdan gelen bir heyelan var. ve zaman zaman bana daha da yaklaştığını hissediyorum. ama tam bu sırada, ihtiyacım olanı çağırıyorum, ya da bana kendi geliyor. kim olduğunu sorma, tanıyorsun zaten(1 kişi değil, ha, o ayrı:) ).
renk mi? hayat karanlık belki, ama ışık tut da gör o zaman hayatın ne renklere sahip olduğunu. sana bir rengin olsun diyorsam, hoşuna giden rengi sormuşumdur kesinlikle... ama artık duvarları yıkıp da biraz daha hayatı hissetmeye başlasan? zaten neye ihtiyacın olduğunu o zaman anlıyorsun....

3:56 PM  

Post a Comment

<< Home