'sığ sularda' kitabından alıntı
….Belki de aşk,onu belli bir çevrenin dışında anlatmaya kalkıştığınız zaman yaşayamaz;belki dış dünyayı kabul ettiği anda ölür,dış dünyanın kaba havasını soluduğu an kuruyup bir avuç toza dönüşür.yine de dış dünyanın havası,gerçek dünyaya ait bir hava,bunu biliyorum.yalnızca kendi dünyamla dış dünya arasında bağlantıları kuramıyorum;bu ikisini birleştiremiyorum.oysa,aşkın bir gerçekliği,gündelik bir gerçekliği var,olmalı,her şeyin gerçekliği vardır;bununla yüzleşemiyor olmam benim kendi yetersizliğim,bunu kabullenmekten kaçışım benim şuçum….

1 Comments:
Bilmiyorum, dış dünyanın gerçekliği, kişinin kendi aşkı için hayallerle/varsayımlarla/ideallerle yarattığı gerçeklikten (onu oluşturan soyutluklara rağmen, hayatta yer edebildiği için gerçeklik diyorum) çok daha büyük ve ona nazaran toplumsal bir ezicilik taşıyor. İşin sırrı büyüklükte. Dışarısı bizim için fazla büyük ve vurdumduymaz. O yüzden aşk dediğin bence de penceresiz odalarda serpilen bir ilişki. Öte yandan aşkını dünyadan büyük tutabiliyorsa kişi (ki bu kendi başına çok çok zor olan idealist olmayı gerektirir), o zaman kaç pencere açık olmuş olmamış önemli olmuyor. Benimki bir fikir sadece.
Post a Comment
<< Home